ABD’nin son günlerde gökyüzüne yeniden çıkardığı bazı uçaklar, doğal olarak felaket senaryolarını da beraberinde getirdi. “Kıyamet uçağı” ifadesi kulağa biraz sansasyonel gelse de, meselenin özü tam olarak bu: Kıyamet ihtimaline karşı hazırlık. Washington, nükleer bir yıkım dâhil en uç senaryolarda bile devlet aklının ayakta kalmasını sağlayacak sistemleri elden geçiriyor.
Söz konusu uçaklar, ABD Donanması envanterindeki E-6B Mercury’ler. Soğuk Savaş’ın gölgesinde tasarlanmış bu platformlar, yıllardır kamuoyunun dikkatinden uzakta, sessiz ama kritik bir görev üstleniyor. Görevleri bomba taşımak değil; emri taşımak. Yani nükleer silahları değil, nükleer kararları hayatta tutmak.
Bugün modern savaşta en büyük zafiyetin ne olduğu sorulsa, yanıt büyük ihtimalle “iletişim” olurdu. Silahınız ne kadar güçlü olursa olsun, komuta zinciri kopmuşsa o güç anlamsızlaşır. İşte E-6B’ler tam bu noktada devreye giriyor. Kara konuşlu iletişim ağlarının devre dışı kaldığı, uyduların hedef alındığı bir senaryoda bile ABD Başkanı ile stratejik kuvvetler arasında bağlantıyı sürdürebilen nadir platformlardan biri bu uçaklar.
Son günlerde E-6B’lerin yeniden gökyüzünde görülmesi, doğal olarak “Bir şey mi oluyor?” sorusunu tetikledi. Ancak cevap beklenenden daha soğukkanlı: ABD Donanması, yaşlanan bu filoyu yeniliyor. Panik değil, bakım; alarm değil, modernizasyon.
Bu kapsamda savunma sanayii devi Collins Aerospace’in kazandığı yeni sözleşme dikkat çekici. Yaklaşık 20 milyon dolarlık bu anlaşma, E-6B’lerin kalbi sayılabilecek iletişim sistemlerinin güncellenmesini kapsıyor. Yüksek güçlü vericilerden stratejik telsizlere kadar birçok kritik bileşen yenilenecek. Detayların büyük kısmı elbette gizli. Zaten böyle bir platformda “şeffaflık” beklemek de saflık olur.
Ancak bilinen şu: ABD, nükleer caydırıcılığın yalnızca füze sayısıyla değil, o füzeleri kimin, nasıl ve hangi koşulda yöneteceğiyle ilgili olduğunun fazlasıyla farkında. Bu nedenle “kıyamet uçağı” kavramı bir abartıdan ziyade, stratejik bir gerçeğin yansıması.
Öte yandan bu modernizasyon, bir son değil; bir geçiş süreci. E-6B’lerin yerini alması planlanan E-130J projesi çoktan masada. Daha modern, daha esnek ve teknolojik olarak daha güncel bir platformun 2028’e kadar göreve başlaması hedefleniyor. O zamana kadar ise E-6B’lerin ayakta tutulması, ABD’nin nükleer mimarisinde bir boşluk oluşmaması açısından hayati.
Kısacası ABD gökyüzünde “kıyameti” değil, kontrolü güncelliyor. Asıl mesele de tam olarak bu: Felaket ihtimaline karşı hazırlıklı olmak mı daha ürkütücü, yoksa buna hazırlıksız yakalanmak mı? Washington, bu soruya cevabını çoktan vermiş görünüyor.
